Sonsuza kadar yaşamak istiyorsanız, ilk adım olarak ölmek zorunda olduğunuzu unutmayın...Bu benim için yakındır....İnsan sevdiklerini öldürür diye bir söz vardır ya; aslında bakın, insanı öldüren de hep sevdiğidir....Hayatta elde edebileceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır.Sevdiğiniz herkesin size sırt çevireceğini ya da öleceğini fark ettiğiniz zaman ağlamak kolaydır.Uykusuzluk...Her şey çok uzaklardadır, her şey suretin suretinin sureti...Dünyayla arana öyle bir mesafe sokar ki, ne sen bir şeye dokunabilirsin, ne de bir şey sana.Bütün umutlarımı kaybetim artık özgürüm...Bu yüzden Her akşam ölüyor ve her sabah yeniden doğuyorum...Bunun benim hayatım olduğunu biliyorum ve anan sona eriyor....Başka bir yerde, başka bir zamanda uyanabilseydim, başka bir insan olarak uyanabilir miydim diye soruyorum hep kendime...Uyanırsın ve hiçbir yerdesindir....Ve sizin gibi mahlukalar...Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz.Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur.Ama AreS ne istiyor biliyormusnuz...Hiçbir zaman tamamlanmış olmamayı...Hiçbir zaman halimden memnun olmamayıHiçbir zaman kusursuz olmamayı...Kurtar beni, tanrım, kusursuz ve tamamlanmış olmaktan kurtar.Belki de kendimizi daha iyi bir şeye dönüştürmek için her şeyi kırıp dökmemiz gerekiyor.Bazen bir şey yapar ve belanızı bulursunuz. Bazen de yapmadığınız şeyler size belanızı buldurur.Artık Kendi cerahatli ve hastalıklı çürümemi kucaklıyorum.Kovulmak; der AreS ;herhangi birimizin başına gelebilecek en iyi şey olurdu. Böylece havanda su dövmekten kurtulur ve hayatlarımızla bir şey yapardık.Çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim.Güzel ve emsalsiz bir kar tanesi değilsin. Herkes gibi sen de o çürüyen organik maddeden yapılmasın. Hepimiz aynı pürenin parçasıyız...Kültürümüz hepimizi aynı yaptı. Artık kimse gerçek anlamda beyaz ya da siyah, zengin ya da yoksul değil.Hepimiz aynı şeyi istiyoruz. Teker teker, hiçbirimiz hiçbir şey değiliz.Güçlü kadın ve erkeklerin oluşturduğu bir sınıf var ve bunlar hayatlarını bir şeye feda etmek istiyorlar.Reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor.Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar, neden?Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için.Hayatta her şey parayla ilgili değildir.Bize dünyanın bokundan ve pisliğinden başka bir şey bırakmayacaklar...Medeniyetin önde gittiği bu yönde Artık maddi eşyaların önemini reddediyorum.Bizler eşşiz değiliz.Süprüntü ya da pislik de değiliz.Biz sadece biziz..Biz sadece biziz ve hayatta başımıza gelenlerin bir nedeni yok....Tutkulu bir yasam tarzının yan ürünleriyiz..Ve bundan nefret ediyoruz....Artık insanoğlu kızların veya erkelerin peşlerinden koşmayı bırakın saçmalıklarla uğraşmayın....Acı,Mutluluk,Sevgi,Aşk gib kavramları kafanıza takmayın artık...Hayatımda en son neyin olmasını istiyorum biliyormusnuz?Beynime bir silah dayanıp duvarları beynimle boyanmasını...Tanrı'nın senden hoşlanmadığı olasılığını düşünmelisin. O seni hiç istemedi, hatta büyük olasılıkla senden nefret ediyor. Bu basına gelecek en kotu şey değil. Laneti ve affedilmeyi boş ver. Biz Tanrı'nın istenmeyen çocuklarıyız.Buna karşın ben tanrıya inanırım fakat bunu düşünmek varsaymak bir çok şeyi çözüyor...Bu görüşleri hepinize ters gelebilir Saçmada gelebilir bu umrumda bile değil.Bunları okuduktan Sonra beni dışlayabilirsiniz.Buda umrumda değil.Ama lanet olası hayatlarınızdan kurtulun artık Çırpınmayı bırakın Bırakın herşey düşeceği yere düşsün.
16 Ocak 2008 Çarşamba
15 Ocak 2008 Salı
Düşler ve Gerçekler
Bu sabah uyandığınızda ilk ne düşündünüz?
Daha önemlisi kendinizden memnun uyandınız mı bal tatlısı uykunuzdan? Düş gördünüz mü? Düşlerinizde kırmızı kar yağdı mı? Çocuk oldunuz mu? Koştunuz mu özgürce çimenlerin arasında, o benzersiz kokuyu içinize çekerek, ardınızda takipçiniz olan, sizin gibi saçları havada uçuşan, enerjileriyle mutlu kahkaha toplarına dönüşmüş o çocuklarla?
Oysa ki bizler de birer düş olacağız bir gün, oynadığımız oyuncaklarımız, üzerindeki minderlerde kokumuz olan kanapemiz, sıcak çorbalar içtiğimiz kaşığımız, en sevdiğimiz kalemimiz, güneşe kalkan gözlüğümüz, “aman kaybolmasın” diye gözünün içine baktığımız kimlik etiketli kağıtlarımız....hepsi bu düşten kalan detaylar olarak anımsatıcı ve alaycı biçimde kalıp sonsuza dek dinlenecekler ya da başka kişilerin ellerinde düşten çıkacaklar...
Müzeleri, sarayları gezerken siz de düşler ve gerçekler arasında gidip gelir misiniz? Hüzün gülümsemenin yerini alır mı arada, hani şu palyaçoların yüzlerindeki buruk ifade gibi?
Geçenlerde bir arkadaşım şöyle dedi bana “bugün kendimi notalarımdan birini eksik gibi hissediyorum, pek kendim gibi değilim, hatta bu ben değilim, başka bir şarkıyım sanki....” Arada bastırdığımız, gerçek dünyanın bize ezberlettiği, üzerimize yapışan davranışlarımızdan sıyrılıp düşlerimizin peşine takıldığımız zamanlarda, tesadüfen biryere yansıyan görüntünüzdeki çocuksu ifadeyi, o muzip bakan gözlerdeki ışıltıyı yakayabildiniz mi hiç? İşte o yakaladığınız anı resmedin beyninize lütfen, resmedin ki gerçekler sizi sarmasın, kuşatmasın, ezmesin..Notalarınız hep aynı şarkıyı söylemesin, hatta yeni bestelerle beslenip, yeni düşler kurdursun ve oradan da gerçeklere yol alsın ama hammaddesi düşlerle yoğrulmuş, unutulmaya yüz tutmuş gerçekler olsun, mücevherler gibi parlayan..
Size bal tatlısı uykular, sıcacık düşler ve isteğinizle şekillenen gerçekler diliyorum.
Orkide Erel
Gönderen
hisaro
zaman:
13:27
0
yorum
Etiketler: Orkide' den
Yargı kararlarını yok saymak
Anayasa Mahkemesi, YÖK Yasası'ndaki "Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuvar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü ve türbanla kapatılması serbesttir" hükmünü 1989'da iptal etmişti. İlk türban yasağı olma özelliği taşıyan kararda, laik bir devlette hukuk kurallarının kaynağının dinde değil, akılda bulunduğu, kişilerin iç dünyasına ilişkin kurallar getiren din prensiplerinin yasallaştırılmasının düşünülemeyeceği vurgulanmıştı. Dinsel eğitimin bile laik anlayışa göre yapılması gerektiği belirtilen kararda şöyle denilmişti: "Birlikte çalışmalar yapanların hangi inançtan olduğunu bir işaretle belli etmek çatışmalara yol açar... Yükseköğretim kurumlarında dinsel gereğe bağlanan başörtüleri, laik bilim ortamıyla bağdaştırılamaz. Vicdan özgürlüğü, istediğine inanma hakkıdır. Laiklikle vicdan özgürlüğü karıştırılarak dinsel giyinme özgürlüğü savunulamaz..."
Anayasa Mahkemesi Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nin kapatılmasına ilişkin kararlarında da bu kararına atıfta bulunarak türbanı siyasi simge olarak nitelendirmişti. RP'nin kapatılmasının ardından konu AİHM'ye taşınmıştı. Türbanı politik simge olarak nitelendiren AİHM, aynı zamanda "Laikliğe ve demokrasiye aykırı bir simge" olarak da tanımlamıştı.
Leyla Şahin adlı türbanlı öğrencinin açtığı davada da AİHM Türkiye'yi haklı bulmuştu.AİHM, türban yasağının laiklik ve eşitlik ilkeleri üzerine kurulu olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesi'nin laikliğe ilişkin içtihatlarının benimsendiğini belirtmişti. AİHM, üniversitelerde türbanın yasaklanmaması halinde türban takmayanlar üzerinde baskı oluşabileceğine işaret etmişti.
Alıntı: Cumhuriyet
